Türkiyede iyi şeyler de oluyor

0 yorum


Bilmiyorum size de olur mu..Bende şöyle olur, yakında iyi bir albüm çıkacak ve onun müptelası olacağız diye düsünürüm,böyle sarsıcı falan..Bin umut dinlersin yeni çıkan albümü bu duyguyla ama ne gam hic alakası yoktur..Gene en güzel şarkılar mazide kalmıştır bir üretememe sarmalındadır Türkiye...İyi şeyler olamayacak kadar kısırdır durumlar...
Fakat bugün itibari ile Türkiye'de iyi bir şey de olmuştur..
Efenim Melih Ünen diye bir zat müptela etmiştir efenim..söz diyorsan söz,müzik diyorsan müzik dinleyin efenim Türkiyede iyi şeyler de oluyor..
Hemen edinmediyseniz ve halen dinlemediyseniz cok şey kaçirdınız ama geç diil efenim..





Bloğa isim bulma sorunsalı..

2 yorum
Efenim..biliyorsunuz blog ismi ilk önce "Kilombolu Kardeş"'ti..Sonrasında "Ben senin en çok komik olabilme ihtimalini sevdim" oldu...Hala boyle ayağı yere basan kalıcı bir isim koyamadım..belki bu satırların yazarının ayakları yere basmıyordur hayal dünyasinda yasiyodur da ondan koyamiyodur..
Ama bugün öyle yeni bir isim icimde kor gibi yandı ki gene değistiriyorum Anasını satayim.
Blogun ismi artık bundan böyle -gecici olarak-
Aşkın Ö hali oldu:)
Vatana millete hayırlı olsun..
1 yorum
Arkadaşlar kısa sürede çok kilo vermek gibi bir isteğimiz zaman zaman olmuştur..Bu tip durumlarda bize az zamanda çok fazla kilo kaybını vaadeden diyetler dikkatimizi çeker...Nasıl çekmesin ki iyi bir hayali kim almak istemez ki?
Hadi gerçekle yüzleşelim ve diyetimizi zamana yayalım..relax..yavas yavas..

1 haftada kaç kilo vermeli ?


her geçen gün yeni yeni diyetlerle karşılaşmaktayız. bunların arasından gayet bilinçlice hazırlanmış olanlar olduğu gibi yalnızca dikkat çekmek için hazırlanmış olanlar da vardır. bilinçlice hazırlanan rejim zaten kendisini haftalık verilebilecek kilo kaybı ile belli eder. bu rejimler genelde haftada 0.5 - 1 kg. ağırlık kaybını doğru bulurlar. bunların dışında öyle ' mucize rejim 'ler çıkarılır ki haftada 3 - 4 hatta vakit zaman 6 kilo bile verilebileceğini iddia ederler. peki bu ne kadar mümkün ? hesaplayalım; bunu hep en iyi olasılıkları göz önüne alarak yapacağız.

1) her besin maddesinin vücuda kazandırdığı bir enerji değeri vardır. bu protein ve karbonhidratların 1 gramları için 4 kalori iken, yağlar için 9 kaloridir. diğer yandan 7.000 kalorilik ekstra harcama ile 1 kilo kaybedilmektedir.

2) her insanın günlük gereksinimi olan bir kalori değeri vardır. 1.65 metre boylarında, 70 kilo ağırlığında yetişkin bir bayanın (yaklaşık olarak uygun kilosunun 12 kilo üstünde) günlük kalori gereksinimi ortalama olarak 2.500 kaloridir.

3) günlük yapılan egzersizlerle bu değeri 3.000 kaloriye kadar çıkarmak olası. biz yine en iyi olasılıkları göz önüne aldığımız için hadi diyelim ki bu bayan arkadaşımız günlük olarak 20 km. de yürüyüş yapsın! (bu durum 1.200 kalorilik ekstra bir enerji harcaması yaratacaktır)

4) yani günlük olarak egzersiz yapan ve bununla da kalmayıp 20 km. yürüyüş yapan bir bayanın günlük kalori gereksinimi 4.200 kaloriye kadar çıkacaktır.

5) hadi diyelim ki bu bayan arkadaşımız günlük 1.200 kalori içeren bir rejim uyguluyor olsun (burada bahsettiğimiz imkansız bir şeydir. çünkü günlük 20 km. yürüyen bir kişinin ayakta kalabilmesi icin en az 2.000 kaloriye gereksinimi vardır. ama biz yine 'en iyi ihtimalleri' göz önüne alacağımız için bunu mümkünmüş gibi kabul edelim).

6) bu da demek oluyor ki; bu bayan günlük 4.200 - 1.200 = 3.000 kalori ekstradan enerji harcamaktadır. bir haftada 3.000 x 7 = 21.000 kalori eder.

21.000 kalorilik enerji açığı ise 21.000 / 7.000 ? 3 kg demektir.

7) yani günlük egzersiz yapan, 20 km. yürüyen ve 1.200 kalorilik bir diyet uygulayan bayan (ki böyle bir varlık dünyada yoktur!) haftada en çok 3 kilo yağ yakabilir!!! (bu değer 20 km. yürüyüşü hesaba katmazsak 1.8 kilo kadardır).

o halde bu netice ne demek oluyor ? hani haftada 6 kilo kaybedecektiniz ? işte burada o dramatik gerçek ortaya çıkıyor. kaybedilen bu 6 kilonun büyük çoğunluğu vücut suyudur. rejim yapayım derken sağlığınızdan oldunuz!!!

peki gerçekten sağlığa zarar vermeden verilebilecek kilo kaybı ne kadardır ? bu değer haftalık 0.5 kg. ile 1 kg. arasındadır. rejime başlamadan önce hedeflerinizi bu değere göre belirleyin. yalnızca bu şekilde başarıya ulaşmak olasıdır.

hatta dünya sağlık örgütü (who) son sağlık raporunda rejim yaparken hiç acele edilmemesini, haftalık ağırlık kaybının da 250 - 950 gr arasında olması gerektiğini bildirmiştir.

bugün biraz blog okudum...

0 yorum
Bugün biraz blog okudum..o ne ya millet kitap yazarı olmus ne guzel bloglar oyleeee...dedimki ozzy sen blog mlog yazamazsın..dedim ama hırs yaptim ki gene de gordugunuz uzere gene de yazıyorum..neymiş...
Efenim evet cidden iyi bloglar var..ozellikle hatunlar güzel blog yazıyor unu kesfettim biraz da kıskandım tabi ama olsun azimle seyettiren duvarı deler diyerekten ben de yaziyorum..goruldugu uzere hicbir edebi ve estetik kaygım yok..lafı evirip cevirmeden dümdüz işlenmemiş olarak çıkarıyorum ki blog da samimiyet sorunu yaşamayayim..
Ne demiştik özetle...bugün pazar ve ben bugün çok blog okudum..
kalın sağlıcakla..pazartesi sendromundayım gelecem

Pazar yazıları:sizin icin sectiklerim...

1 yorum

bu hafta sizin icin begendiğim 2 adet köşe yazısını paylaşmak istiyorum.Her iki yazı da ilginç olduğu için burada..İlk yazı yalnızım asosyalim diye hayıflananlara,ikinci yazı ise son dönemdeki favori yazarım Ece Temelkuran'ın,Nişantaşı Nişantaşı olalı böyle tespit görmedi...Ankara'nın en çok İstanbul'a dönüşünü seven tüketim çarkı mağdurlarına saygıyla duyurulur:)

Yalnız ve asosyal olmak gayet iyidir, insanı yeniler

ÖTEKİ AMERİKA

Hıdır Geviş

Bu başlığı görünce “Hıdırcım, sen iyice şaşırdın” diyebilirsiniz, ama ne olur biraz bekleyin, bu yazıyı okuyup bitirin, sonra ne derseniz deyin... Geçen gün Türkiye kökenli Kürtlerden ve Türklerden oluşan bir grupla New York Metropolitan müzesinin damına (Cantor Roof Garden) çıktık. Burası harika bir yer, doğal bir balıkgözü manzara var, yani geniş bir görüş açısına sahipsiniz. Bu manzaranın içinde, Central Park’taki ağaçların yeşil kubbesi ve bu kubbeyi ötede bir ufuk çizgisi gibi kesen yüksek Manhattan binaları yer alıyor. Hele bu mevsimde havalar da böyle güzelken, harika bir şey burada bulunmak. Çünkü burada, cuma günleri 8’e kadar açık olan bir de bar var. Buradan içkinizi alıyor, fırt fırt yudumlayarak keyfinize bakıyor, buna ek olarak oracıktaki açık hava sergisinde yer alan ilginç sanat eserlerini inceliyorsunuz.

Burada benim çok sevdiğim bir sergi vardı, daha yeni kalktı. Jeff Koons on the Roof adını taşıyan bu sergide, dışı yansımalı ve pürüzsüz olan, paslanmaz çelikten yapılmış Balon Köpek (Balloon Dog) benim en sevdiğim eserdi. Çocuklar için hazırlanan okuma kitaplarındaki şekillerden ve Truva Atı’ndan esinlenerek yapılmış bu köpek heykel. Bunun gibi eşi benzeri pek görülmemiş türde daha başka heykeller de vardı o sergide... Yeni sergi ise yine çok ilginç: Bu serginin adı Roxy Paine on the Roof: Maelstrom. Burada da paslanmaz çelikten dev ağaçlar ve bu ağaçların etrafa yayılmış uzun dalları yer alıyor. Roxy Paine’in benzeri tarzda bir çalışması daha önce Manhattan’ın göbeğinde yer alan Madison Square Park’ta sergilenmişti, hâlâ orada. Parktaki ağaçların arasında, diğer ağaçlarla aynı ebatlarda olan iki tane metalden ağaç yer alıyor... İşte bu yaratıcı çalışma, sanatçı için Metropolitan müzesine giden anahtar oldu.

Ben, içkimi yudumlayarak etrafta dolaşıyorum... Çünkü bizimkiler yine biraraya gelmiş, fıs fıs fıs politika konuşuyorlar. Üstelik Türkiye politikası... Yani asap bozucu konular. Hiç çekemem... Manzara beni öyle büyülemiş ki sanki içkimin her yudumunda sarhoşluğum iki kat artıyor. Bu arada içtiğim şey, şişesi bazı yerlerde 250 dolara satılan 1998 yapımı Bordeaux şarabı Cheval Blanc falan değil... içtiğim şey bildiğiniz gazoz, sprite, 0 calori 0 carb.

Bizim Kürtler ve Türkler o köşede Türkiye’yi kurtarmaya çalışadursunlar, ben kendime civardan konuşacak başka birilerini buldum bile. Bu birileri, serginin hazırlanışı sırasında yaşanan ilginç olaylarla ilgili konuşuyorlardı.

O akşam Metropolitan’dan Kürt ve Türk arkadaşlarımla ayrılırken, aklıma iki soru takıldı. Birinci soru: Siyaset neden Türkiyeliler arasında bu kadar çok konuşuluyor? İkinci soru: Neden Türkiyeliler bu kadar çok birbirleriyle görüşme ihtiyacı hissediyorlar? Sonra New York ve İstanbul arasında bir kıyaslama yaparak sorularıma cevap aramaya çalıştım. New York sokaklarında dolaşırken daha fazla sayıda yalnız insan gözünüze çarpar. İstanbul sokaklarında dolaşırken ise yalnızların oranında belirgin bir düşme olduğunu fark edersiniz; daha fazla ikili, üçlü dörtlü gruplar görürsünüz. Bir başka nokta da şu: New York metrosunda rastladığınız o yalnız insanlar, ellerine bir dergi, bir gazete ya da bir kitap almış okuyorlardır. Bunu yapmıyorlarsa bile Ipod’larıyla müzik dinliyorlardır. İstanbul’dakiler ise çoğunlukla grup oldukları için birbirleriyle konuşurlar, yalnız gezenlerse kulaklarına dayadıkları cep telefonuyla yine birileriyle konuşurlar.

Resmetmeye çalıştığım bu tablodan herkes kendine göre bir sonuç çıkarabilir. Mesela içinizden bazıları, biraz acıyarak biraz da eleştirerek diyebilir ki ah kapitalizmin aynası olan New York, insanları nasıl da asosyalleştiriyor ve yalnızlaştırıyor. O zaman ben de derim ki yok yok yok, hiç de değil... Çünkü bana göre yalnız olmak ve asosyal olmak insanları da toplumu da daha çok geliştiren, oldukça yararlı bir olgu. Yalnızlık sizi başka şeylerden etkilenmeye müsait kılıyor. Örneğin yeni bir insanla tanışma fırsatı buluyorsunuz, o insandan yeni şeyler ve yeni alışkanlıklar öğreniyorsunuz, yeni bir müzik keşfetme ve dinleme imkânı buluyorsunuz, bir kitap ya da dergi okuyarak olaylara farklı bakabiliyorsunuz. Kısacası mevcut sosyal çevrenizin etki alanından çıkıp, yeni etki alanlarına girmiş oluyorsunuz. Bu da sizi değiştiriyor, daha açık fikirli ve daha anlayışlı kılıyor, belli bir kliğin içine de saplanıp kalmanızı önlüyor.

Bunun yanı sıra yalnızlık size kendinizle yüzleşme fırsatı veriyor. Evde tek başınızayken kendinizi sorgulamaya daha müsait olursunuz. Bu da sizin kişiliğinizde ister istemez bir ilerlemeye ve bir olgunlaşmaya neden olur. Oysa birileriyle birlikteyken sürekli başka insanları ve kurumları suçlamaya, ayıplamaya ve yargılamaya dayalı sohbetler edilir. Tabii bu arada kendinizi görmezden gelir ve hayattaki bütün günahları başkalarının boynuna atarsınız. İşte bu nedenle Türkiyeliler politika ve futbol konuşmayı çok sever. Çünkü her iki alan içinde de suçlayabileceğiniz ve günahkâr ilan edebileceğiniz bir sürü karakter vardır, kendiniz hariç.


Temelkuran'dan Nişantaşı analizi
17 Mayıs 2009 Pazar 15:31
Milliyet yazarı Ece Temelkuran, "tüketim semtleri" olarak tanımladığı İstanbul'un Nişantaşı semti için oldukça güçlü ve eleştirel bir analiz yapıyor.
İşte Temelkuran'ın "Türk basınının meşhur ettiği İstanbul semtleri" diye tanımladığı Nişantaşı hakkındaki ekonomi-politik analizi...
Diyarbakır"dan bir dostum İstanbul"a geldi. Gelir gelmez "Yahu şu Nişantaşı"nı bir görelim” dedi. Malum Türk basınının meşhur ettiği İstanbul semtleri var ki. Hatta Türkiye yazı-çizi hayatı genel olarak Cihangir-Nişantaşı hattında konuşlandığı için sanki Malatya"daki insan da buraları ezbere bilirmiş gibi bir konuşma hali hâkim gazete ve televizyonlarda. Tıpkı televizyon kanallarının “Bugün hava çok sıcaktı” haberi yapması gibi. Bugün hava nerede sıcaktı? Bahsettikleri İstanbul"dur, ama kargadan başka kuş bilmemek gibi, memlekette İstanbul"dan başka şehir yokmuş gibi konuşmanın sonucu olarak hava bugün ya sıcaktır ya soğuktur. Beyinler de yoruluyor! Ağrı"da kara kış devam ederken “Yaz sıcakları aniden bastırdı” haberleri gibi bu Nişantaşı "muamması" da alıp yürüdüğü için arkadaşıma bir Nişantaşı turu yaptırmak icap eti. Dedim ki “İşte buralar buralar hep kafe”, ekledim, "Buralar buralar da hep dükkân." “Eeee?” Eeee"si işte o kadardı. Dükkânlar ve kafelerden başka bir şey yoktu. Dedim ki “Burası tüketim semti. Başka bir numara yok.” Sonra semtin "yaşam matematiğine" takıldı gözüm. Şöyle cereyan diyordu olay: Kadınlar ve nadiren de adamlar alışveriş yapıyor. Alışveriş döngüsüne girince çıkmak zordur, çıkamıyorlar ve alışveriş cehenneminin içine, daha derinlere doğru yuvarlanıyorlar. Derken, alışveriş dünyası onları yorgun argın gövdeler olarak dışarı fırlatıyor ve kendilerini bitkin bir şekilde kafe"lere atıyorlar. Kafe"lerde kahvenin yanına mutlaka tatlı bir şey yeniyor çünkü beyin yorulmuş oluyor seçimler yaparken. Bluzun yeşili mi kırmızısı mı? Pantolonun fermuarlısı mı düğmelisi mi? Falan filan derken bir milyon olmuş kafa şekere ve karbonhidrata ihtiyaç duyuyor fena şekilde. Sonra o şekerli, karbonhidratlı besinler lüp lüp yendikten sonra bastırıyor mu suçluluk duygusu. Haydi bakalım Nişantaşı"nda ve benzer semtlerde bolca bulunan güzellik salonlarına, spor salonlarına, saunalara. Neden? Çemberi tamamlayacak mağaza seferberliğinde alınacak giysilere sığabilmek için. Sonra tekrar mağazalar, tekrar kafeler ve tekrar güzellik salonları ve böyle devam edip gider. Bu döngünün en mükemmel devam ettiği yer ise Anadolu yakasındaki Bağdat Caddesi"dir. Orada güzellik ve spor salonları ile fırınlar, pastaneler, kafeler tam karşılıklı durur. Kadınlar da caddenin iki yanına yaptıkları seferlerle bu devridaimin içinde yuvarlanır giderler. İnsan yabancı birini gezdirirken yaşadığı yere de onun gözleriyle bakmaya başlar. Bir tür aniden turist olursunuz kendi hayatınızın içinde. Şöyle bir baktım Nişantaşı"na. Tam bir tüketim semti. Tam olarak bir şey üretilmiyor. Rehaveti, sıkıntısı ve gevşekliği bundan. "Cesedimi kuyuya atın" Ama bütün bu ekonomi-politik geyik arasına şunu da ekleyeyim: Bütün bunlardan daha sıkıntılı olan şey ise erkeklerle alışverişe çıkan kadınların giysilere bakarken kaçırdıkları o bakış. Adamların yüzündeki “Beni öldürün. Cesedimi kuyuya atın. Ama beni bu mağazadan çıkarın yalvarırım!” bakışını izlemek müthiş keyifli oluyor.


Yılın albümü:Göksel..Mektubumu Buldun Mu?

0 yorum

Göksel - Mektubumu Buldun Mu?

Zaten ben nuh nebiden kalma müziği, yaşanmışlıkları, geçmişi(maziyi:) seviyorum, eski45likleri zaten hep dinliyorum ama Issız adam film müziklerinden sonra patlayan eskiler albümlerine kılım(sonradan patlayan her şeye kılım bu zamana kadar neredeydin) temiz güzel bir çalışma istiyorum diyenlere ilaç gibi gelecek bir albüm Göksel'in albümü..İlaç niyetine yatmadan evvel muhakkak dinleyin...




Albüm İçeriği

01. İnanmam
02. Çaresizim
03. Dudaklarında Arzu
04. Gülmek İçin Yaratılmış
05. Mektubumu Buldun Mu?
06. Baksana Talihe
07. Ağlamak Güzeldir
08. Bilemedim
09. Senden Başka
10. Güle Güle Sana
11. Şimdi Sen Varsın
12. Sen Bensiz Ben Sensiz

başlarken....

0 yorum

Eğer siz de; uzun cümleler kuruyor, uzun hayallere dalıyor, kafanız karışık,gerçekleştirebildikleriniz hayallerinizin çok küçük bir bölümü ise, nuh nebiden kalma müzikleri seviyor ve de son zamanlarda Göksel' in albümünü severek dinliyorsanız(bu olmasa da olur:),hayal kurmayı seviyor, hayalinizle yaşıyorsanız doğru yerdesiniz... Bu blogda hayal gücümüzü zorlayacağız,olmayacak hayalleri kısırlaştırıp hayal barınağına atacağız:)Espriler gırla giderken bir var olup bir yok olacağız(son kısım saka) Son araştırmalar hayal kurmanın insan zekasını artırdığı belirlenmiş.Ayrıca birlikte hayal diyeti nasıl yapılır öğreneceğiz:) Hadi başlayalım..Hayırlı olsun.. Katılım teşvik edilir lütfen yazın e mi.. Hayallerimiz kadar özgürüz,paylaştıkça çoğalacağız:)


Not: hep böyle bir site hayal ederdim, böyle cıvıl cıvıl bir site ama bir turlu başlayamaz detaylarda boğulur mükemmeliyetçilik yapmaya çalışırdım ama bu defa hiçbirini yapmayacağım işte bu yüzden çarçabuk başladık!!!Yuppi...